Fermi Paradoksu I: Yalnız Mıyız?

Uzayın ne kadar uçsuz bucaksız olduğunu ve Dünya üzerindeki canlılar olarak böylesine akıl almayan büyüklükteki bir evrende yalnız olup olmadığımızı hepimiz hayretle merak edip düşünmüşüzdür. Aklımızdaki bu soru insanlığın henüz cevaplandıramadığı ve en merak edilen sorulardan biri olarak hâlâ geçerliliğini koruyor.

Dünya’daki hayata evrilmiş bir tür olarak biz insanlar Dünya yaşamına uygun büyüklüklere alışmışız ve alışkanlıklarımız sebebiyle de algılayışımız bu seviyeler içinde kalmış. Ancak evren bizim bu algılayışlarımızla ölçülmesi çok zor olan bir varoluşa sahip. Dolayısıyla öncelikle evrenin büyüklüğü hakkında kafanızda bir fikir oluşturmaya çalışalım. Sahip olabileceğimiz en iyi gözlem gecesinde gökyüzüne baktığımızda görebileceğimiz yıldız sayısı yaklaşık 2500’dür. Gördüklerimiz ancak yakın komşularımızdır şayet sadece Samanyolu galaksimizde 100-400 milyar yıldız bulunur. Tabii bildiğiniz gibi evrende sadece bizim galaksimiz yok. Düşünülene göre galaksimizdeki yıldız sayısı kadar galaksi miktarı tanımlanabilir. Bu da gözlemlenebilir evrende yaklaşık 10^22 kadar yıldız var demektir ki bunun anlamı şudur, Dünya’da sahillerdeki her bir kum tanesi için evrende 10000 yıldız bulunur!

Evrenin büyüklüğü ve sahip olduğu yıldız sayısı hakkındaki bu genel fikirden sonra şimdi de yaşanılabilir gezegenlerin miktarını düşünelim. Bilim dünyasında fikir farklılıkları olsa da Güneş benzeri yıldız (boyut, sıcaklık ve parlaklık açısından benzer) sayısının tüm yıldız sayısının %5’i yani yaklaşık 500 milyar milyar (kentilyon) olduğu söyleniyor. Sıvı su içerebilecek ve Dünya’daki gibi hayatı destekleyebilecek koşullara sahip Dünya benzeri bir gezegenin ise bu Güneş benzeri yıldızların %50’sinin yörüngesinde bulunduğu söylense de (oldukça yüksek bir oran) yine de bunu kabul etmekte çekimser yaklaşmak gerekir dolayısıyla biz daha düşük bir oran varsayalım. Son zamanlardaki bir araştırmaya göre Güneş benzeri yıldızların %22’si Dünya benzeri gezegen içerir ve bu da demek oluyor ki evrendeki tüm yıldızların %1’i yörüngelerinde Dünya benzeri bir gezegene sahip. Bu sayı evrende 100 milyar milyar (100 000 000 000 000 000 000) Dünya benzeri gezegen olduğu anlamına geliyor! Sahildeki kum örneğinden devam edersek, her bir kum tanesi için 100 adet Dünya benzeri gezegen var demektir bu. Diyelim ki bu var olan gezegenlerin %1’inde yaşam gelişebilsin ve bunların da %1’inde zeki yaşamlar evrimleşsin. Gözlemlenebilir evrende 10 milyar milyon kadar zeki yaşam içeren gezegen olduğu sonucuna ulaşırız. Şimdi bakış açımızı biraz daraltalım. Bunu yapmamızın sebebi amacımızın bizzat evrende canlı yaşamına rastlamak olması ve bu kapsamda Samanyolu galaksimizle birkaç komşu galaksiyi kapsayan Yerel Grup adlı gökadalar grubu dışındaki galaksilerin bizden sürekli uzaklaşıyor olmasıyla oradakilerle bir etkileşim içinde olmamızın imkânsız oluşudur.  Dolayısıyla biz galaksimize dönelim ve bulduğumuz sayıları galaksimize uyarlayalım. O zaman varacağımız sonuç Samanyolu galaksisinde 1 milyar Dünya benzeri gezegen ve 100 bin adet zeki medeniyet olacaktır. Bu hesaplarımıza benzer ancak biraz daha ayrıntılı bir mantık ünlü Drake Denklemi’nde kullanılmıştır. Bu denklem dünya dışı yaşam formlarıyla iletişim kurabilme olasılığımız hakkında genel bir çerçeve çizmesi açısından önemlidir. 

N iletişim kurmayı umabileceğimiz uygarlıkların sayısı

R* Galaksimizdeki yıllık yıldız oluşma miktarı

fp Bu yıldızlardan kaç tanesinin gezegene sahip olduğu

ne Gezegene sahip yıldız başına düşen toplam yaşama elverişli gezegenlerin ortalama sayısı

fl Bu gezegenlerin arasında herhangi bir şekilde yaşama uygun bir ortamın oluştuğu gezegen sayısı

fi Bu yaşama elverişli gezegenlerden kaçında akıllı hayata geçildiği

fc Bu tür uygarlıklardan uzayda varlıklarına dair tespit edilebilir sinyal bırakabilecek kesim

L Bu tür bir uygarlık tarafından uzayda yayınlanan tespit edilebilir sinyalin süresi

https://informationisbeautiful.net/visualizations/the-drake-equation/ sitesi ile denklemdeki parametrelerin değerlerini kendiniz de belirleyerek bu durumda Drake denklemine göre ön görülen iletişime geçilebilir uygarlık sayısını görebilirsiniz.

Ama durun, biz evrene ve canlı bulma ihtimalimize sadece evrenin büyüklüğü açısından baktık. Evren varoluşuna daha yeni başlamadığına göre bunun bir de zamansal boyutu var. Evren 13 milyar yıl, Dünya ise 4,5 milyar yıl yaşında. Evrenin başlangıcında çok fazla patlama olması sebebiyle yaşamın oluşması elverişli olmasa da 1-2 milyar yıl sonra yaşamı destekleyen gezegenler oluşmuş olmalı. Ve de Güneşimiz görece genç bir yıldız, yani şu an var olan oldukça yaşlı yıldızlar dolayısıyla da oldukça yaşlı Dünya benzeri gezegenler bulunuyor demektir. Dünyamızın yaşının 4,5 milyar yıl olduğunu akılda tutarak 8 milyar yaşında X gezegeni adlı yaşanabilir gezegen hayal edelim. Eğer bizim evrimsel gelişim zaman aralığımızı göz önüne alırsak yaşam süresi çizgisinde 3,4 milyar yıl önümüzde olan X gezegenindeki zeki yaşam formunun şu an varmış olacağı gelişmişlik düzeyine insanlar olarak bakış açımız bir şempanzenin insan kültürüne bakış açısı ve algılayışından daha kötü olacaktır!

İşte bu muhtemel medeniyetlerin olası gelişmişlik düzeyleri Kardashev Ölçeği adı verilen, uygarlıkları kullandıkları enerjilere göre sınıflandırmış bir sistemle belirtilmiştir. Şu ana kadar tecrübe ettiğimiz medeniyet örneği sayısı 1, dolayısıyla kendimizi baz alarak yaptığımız bu varsayımların yanlış olma ihtimali var ancak elimizden gelen de şimdilik bu. Bilim insanı Nikolai Kardashev, tüm insanlık tarihini ve insanların meraklı, yayılımcı, kaynaklara karşı açgözlü doğasını göz önünde bulundurarak mağara insanından, tüm galaksilere hükmeden tanrımsı insana medeniyetleri kategorileştirmiştir.

Tip 1 medeniyetler, gezegenlerinin tüm mevcut enerjisini kullanma kabiliyetine sahip medeniyetlerdir. 0’la Tip 1 seviyesi arasında olan medeniyetler galaksimizde yaygın olabilir ancak Alpha Centauri gibi çok yakın yıldız sistemindeki böyle bir medeniyet aktif olarak radyo sinyalleri yaymazsa onların varlığından haberdar olma ihtimalimiz yok. Bizim gibi sinyal yayımı yapmaları halinde bile bunun bir katkıda bulunmama ihtimali yüksek. Evrensel ölçekte neredeyse görünmez gibiyiz, çünkü sinyallerimiz ancak 200 ışık yılı uzaklığa ulaşabiliyor (aslında oldukça etkileyici bir mesafe) ve bu sadece Samanyolu Galaksisi için bile çok küçük bir mesafe. Ayrıca eğer dinleyen birileri varsa bile, sinyallerimiz birkaç ışık yılı mesafeden sonra gürültü şekline dönüşüyor yani sinyalin kaynağı tespit edilemez hale geliyor. İnsanlık şu an Kardashev ölçeğinde 0,75 seviyesinde. Bu şekilde ilerlersek birkaç yüzyıla Tip 1 medeniyet kategorisine dahil olacağız.

Tip 2 medeniyetler, yıldızlarının ve bulundukları yıldız sistemlerinin mevcut tüm enerjisini kullanma kabiliyetine sahip medeniyetlerdir. Bu aşamaya giden yolda türler yine merakının ve yayılma isteğinin sonucu olarak gözünü gezegeninden dışarı çevirir ve diğer gök cisimlerinde madencilik yapmak ve onları değiştirmek amacını güder. Koloniler kurulur ve gök cisimlerinin atmosferlerini, dönüş ve pozisyonlarını değiştirerek Dünyalaştırılır. Yayılımcı politika arttıkça enerji tüketim seviyesi de artar ve Tip 2’nin son aşamasında yıldızının enerjisinden yararlanmak için yıldızı saran Dyson Küresi inşa edilir. Bu yapının inşasından sonra, medeniyet artık tüm yıldız sisteminin kontrolünü elinde bulundurur. Artık insanlığın gözü diğer yıldızlardadır.

Tip 3 medeniyetler, galaksilerinin mevcut tüm enerjisini kullanma kabiliyetine sahip medeniyetlerdir. Bu aşama bize çok uzak olduğu için bu seviyedeki bir medeniyetin yaşayacağı zorlukları ve getirecekleri çözümleri ön görmek çok zor. Yeni fizik kuralları keşfedebilirler, belki ışık hızından hızlı hareket edebilirler ve kara madde ile enerjinin gizemini çözüp onları kullanıyor olabilirler. Tip 3 medeniyetler insanlık hakkında bizim bakteriler hakkında hissettiklerimiz gibi hissedebilir. Belki de bizi bilinçli veya yaşamaları önemli varlıklar olarak görmeyebilirler. Eğer böyleyse de yapabileceğimiz çok bir şey olmaz.

Bazılarına göre ise sınıflandırma burada bitmiyor. Tip 4 ve Tip 5 önermeleri de mevcut. Bu medeniyetlerin etki alanları milyarlarca galaksi ve trilyonlarca yıldız içeren galaksi kümelerine kadar yayılıyor. Ek olarak bir de Tip Omega medeniyeti olabilir. Bu medeniyet ise tüm evreni ve hatta olası diğer evrenleri yönetebilir. Hatta bu medeniyet anlayamayacağımız sebeplerle bizim evrenimizi yaratmış olabilir.

Bu medeniyetler inanılması güç gelse de eğer daha önceden bahsettiğimiz gibi bir Planet X mevcutsa şimdiye kadar bize göre ekstra kat ettikleri 3,4 milyar yıl ile yıldızlararası seyahati hatta tüm galaksiyi kolonileştirmeyi başarmış olmaları gerekir. Çünkü basit hesaplara göre ışık hızına yakın olmayan hızlarda bile tüm galaksi 3,75 milyon yılda kolonileştirilebilir ki bu milyar yıl ölçeğine göre hiçbir şeydir.

Ek olarak; eğer zeki yaşam formlarının %1’i Tip 3 medeniyet seviyesine ulaşabildiyse hesaplara göre yalnız bizim galaksimizde en az 1000 adet Tip 3 medeniyet olmalı. Ve tabii ki bu medeniyetlerin etkilerine bakarsak oldukça fark edilebilir olmalılar. Bu medeniyetler bazı nedenlerle yok olmuş olsalar bile böyle büyük medeniyetlerden izlere rast gelmiş olmamız gerekir. Ancak şu ana kadar ne kimseyi gördük, ne duyduk ne de ziyaret edildik. Peki herkes nerede?

İşte bu büyük soru Fermi Paradoksu’dur. Fermi Paradoksu için kesin bir çözüm yok ancak belki gelecekte çok ilkel gözükecek fikirler olsa da çözüme dair birçok tahminimiz var. Yazı dizimin ikincisinde bu yazıda tanıştığımız Fermi Paradoksu’na getirilen muhtemel çözümlere değineceğiz.

Hazırlayan: Deniz Kaçan

İTÜ Astronomi Kulübü Üyesi

Kaynaklar

Yorumlar kapatıldı.

WordPress gururla sunar | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Yukarı ↑