UZAY MADENCILIĞI

Okuma Süresi: 5 dakika


Uzay madenciliği, günümüzde birçok insanın bildiği bir konudur. Filmler ve kitaplar ile yaygınlaşan uzay madenciliği, günümüz bilim kurgu eserlerinin vazgeçilmez konularından biridir. Kurgu eserlerde sık sık karşımıza çıkan bu konu, aslında gerçek hayatta da araştırılmaktadır.

Uzay madenciliği, asteroid ya da gezegenler gibi Dünya’ya yakın gök cisimlerinden yeryüzünde veya uzay araştırmalarında kullanılmak üzere hammadde çıkarılması konseptidir. 

Önceleri kurgulardan dışarı pek çıkmasa da 1969’da gerçekleştirilen başarılı Apollo 11 görevi sonrasında uzaya artan ilgi ile beraber araştırmacıların ilgilerini üzerine çekmeye başlamıştır. Özellikle Apollo ve Amor Asteroid Grupları, madencilik için değerlendirilmiştir. 1980’lerde ise ilgi Apollo ve Amor Asteroid Grupları’ndan Mars’ın uyduları olan Phobos ve Deimos’a kaymıştır. Ayrıca NASA gibi kurumlar, uzaydan madde getirilebilirse bunları nasıl işleyecekleri ve kullanacakları konusunda teoriler üretmeye başlamışlardır. 1990’larda ise uzay madenciliğinde bir çağ atlanmıştır. Dünya’daki kaynakların sınırlı olması ve giderek azalmaları gibi kaygılara çözüm önerisi olarak uzay madenciliği gösterilmiş ve bu konuya olan ilginin büyük oranda artmasını sağlamıştır. Uzun süreli hedefler konulmuş ve uzay madenciliği üzerine çalışan bazı şirketlerin kurulması ile de büyük bir ivme kazanarak günümüzün en çok araştırılan konularından biri olmuştur.

Bu kadar insanı peşinde koşturan uzay madenciliğinin teoride birçok getirisi vardır. Uzaydan toplanacak hammaddeler ile Dünya’nın geleceğindeki kıtlık sorunları azaltılabilir. Dünya’da sınırlı sayıda olsa da uzayda çok miktarda mineral (yeraltı metalleri vs.) bulunmaktadır. Su ve enerji gibi ihtiyaçlar da madencilik sayesinde giderilebilir. Temiz bir enerji kaynağı olan fakat Dünya’da çok nadir bulunan Helyum-3’ün bol miktarda bulunduğu Ay’dan getirilmesinin gelecekteki enerji sorunlarını çözebileceği bile düşünülmektedir. Uzay madenciliği, bir sürü yeni iş alanı açarak ekonomiye de katkı sağlayabilir. Ayrıca getirilerine sadece Dünya ile sınırlı bakılmamalıdır. Uzay araştırmalarına da birçok katkısı olabilir. Uzaya bir madde göndermenin maliyetleri çok yüksektir fakat uzay madenciliği su gibi maddelerin Dünya’dan gönderilmesi yerine uzaydan alınmasını sağlayarak uzay yolculuklarının maliyetlerini düşürebilir. Aynı zamanda yolculuklarda gerekli enerjinin de uzaydan sağlanması ile (örneğin Güneş panelleri)  şu anda yapılamayan uzun yolculuklar mümkün kılınabilir. Bunlar dışında uzay madenciliği, gelecekte başka gök cisimlerinde sürdürülebilir koloniler kurmak için de önemli bir adımdır. 

Tabii ki ne kadar fazla getirisi olsa da uzay madenciliğinin de kendine göre problemleri de vardır. 

En başında bir sürü yeni teknolojilerin geliştirilmesi ve altyapıların kurulması gerekmektedir. Bunların yapılabilmesi için de bu alana çok miktarda yatırım yapılması lazımdır. Her ne kadar bu konu üzerine yoğunlaşan şirketler bulunsa da bu miktarlarda yatırımların karşılanması kolay değildir. Uzay madenciliği hukuksal alanda da problemlere sebep olmaktadır. 1967 yılı ile yürürlüğe giren ve 2025 yılı itibari ile 117 ülkenin taraf olduğu (Türkiye dahil) Dış Uzay Anlaşması’na göre hiç kimse hiçbir gök cismine sahip olamaz fakat bu cisimlerden  kaynak çıkarılıp kullanmasının bu maddeyi ihlal edip etmediği tartışılmaktadır. 2015 yılında ABD’nin getirdiği ve ABD vatandaşlarına uzaydan çıkardıkları maddelerde hak tanıyan ABD Uzay Madenciliği Yasası’nın da bu anlaşmayı ihlal edip etmediği tartışılmaktadır. Bu anlaşma ayrıca uzay araştırmalarının sadece belli kesimlerin değil tüm Dünya’nın yararına olması gerektiğini söylemektedir ve bu yüzden de bazıları  buradan çıkarılacak maddelerin bütün devletler tarafından paylaştırılması gerektiğini söylemektedir. Buraya kadar yazılanlardan da anlayabileceğiniz üzere uzay madenciliği yasal açıdan gri bir alandır. Eğer gelecekte kullanılacaksa bu sıkıntıların giderilebilmesi için yeni yasaların hazırlanması gerekmektedir. Bunlar dışında bir de etik sorunlar vardır. Başka bir gök cismine gidip burayı sömürmek ne kadar etik? Bu gök cisimleri binlerce yıldır varlar ve hepsinin kendine ait dengeleri var. Bizim buralara gidip bu dengeleri bozmamız ne kadar doğru? Sonuçta madenciliği yaparken bu el değmemiş yerlerde kalıcı etkiler bırakacağız. Kullanılacak aletlerden dolayı yeryüzlerinin şekillerinin değişmesinden tutun gök cisimlerinin denge ve yapılarının değişmesine kadar bir sürü ihtimal vardır. Bu, madencilik yapılan bazı cisimlerde bir daha bilimsel araştırmaların yapılmayacağı anlamına gelmektedir. Ayrıca, ortak mirasımız olan bu yerlerde geri döndürülemez tahribatlara sebep olacağız demektir. Eğer insanlık uzay madenciliği hedefinde kararlı ise bu karışık soruların cevaplarını bulması gerekmektedir. 

Uzay madenciliği şu anda daha gelişiminin başlarında olan fakat büyük potansiyeller barındıran bir daldır. Lakin, insanlık dikkatli olmalı ve Dünya’da gerçekleştirilen hataları bir daha tekrarlamamalıdır. Gelecek nesillere bir şans olabilecek uzay madenciliği için ilk önce geçmişten çıkarılan dersler unutulmamalı ve bunlara göre davranılmalıdır. 

Yazar: Hayat Öykü SİLİVRİ

Kaynaklar: en.wikipedia.org esa.int live.science.com space.com astronomy.com univertoday.com nature.com vikipedi.org researchgate.com / What Is Space Mining and Space Resources / Egemen Demirer / 2023

Yorumlar kapatıldı.

WordPress gururla sunar | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Yukarı ↑