Yörüngeler

Yörüngeler Hakkında Bildiklerimizin Tarihi Yörünge, uzayda bir nokta çevresinde periyodik olarak dönen bir cismin izlediği yol olarak tanımlanır.  Bu kavram çok eski zamanlardan beri insanların gökyüzünü gözlemlerken fark ettiği bir olguydu. Çünkü gökyüzüne bakıldığında görülebilen en belirgin iki cisim olan Güneş ve Ay gün içerisinde konum değiştiriyordu. Gökyüzündeki cisimlerin hareketlerini açıklamak için İlk Çağ’da Yunan... Okumaya Devam et →

Göğün Işıltılı Sakinleri: Yıldızlar

Antik çağlardan beri gökyüzünün ışıltılı sakinleri olan yıldızların uzaklarda nasıl gizler barındırdıkları merak konusu olmuştur. Uzun yıllar boyunca çıplak gözle yapılan gözlemler 17. yüzyıldan itibaren yerini teleskoplu gözlemlere bırakmış ve o zamandan bu yana gökyüzünde sadece birer ışıklı nokta gibi görünen yıldızlar hakkındaki bilgimiz katlanarak artmıştır. Gelin şimdi yıldızlar hakkında neler biliyoruz ve bu bilgileri... Okumaya Devam et →

Tozlardan Yıldızlara, Yıldızlardan Tozlara: Nebulalar

Yıldızlararası uzay, yıldızlara ya da gezegenlere kıyasla o kadar büyüktür ki binlerce hatta yüz binlerce ışık yılı boyunca uzanır. Yıldızlararası uzay, yıldızlararası ortam dediğimiz, bolca gaz ve toz içeren bir yapıya sahiptir ve bu toz ve gazlar, astronomik ölçekte büyük alanlara yayılmıştır. Eğer uzayın karanlık ortamlarında değillerse bu toz ve gazları bir silüet olarak, parlayan... Okumaya Devam et →

Astronomide Adlandırma III: Modern Adlandırma Sistemleri

Yazı dizimizin bir önceki bölümünde takımyıldızların ve onların bazı yıldızlarının adlandırmaları ve mitolojik hikayelerini incelemiştik. Bu yazımızda ise son olarak modern astronomide gökcisimlerinin nasıl adlandırıldığını inceleyeceğiz.  İlk çağlarda yalnızca Güneş, Ay ve bazı parlak yıldızlar gözlemlenebiliyorken teleskobun icadıyla birlikte pek çok yeni gökcismi keşfedilmiş ve bu gökcisimlerinin adlandırılması konusunda uzun yıllar boyu pek çok tartışma... Okumaya Devam et →

Astronomide Adlandırma II: Takımyıldızların Adlandırılması ve Mitolojisi

Yazı dizimizin ilk bölümünde Güneş sistemindeki gezegenler, cüce gezegenler ile onların uydularının adlandırmalarından ve bu isimlerin mitolojik hikayelerinden bahsetmiştik. Bu yazımızda ise takımyıldızların adlandırılmasından bahsedecek ve bu isimlerin mitolojik hikayelerini inceleyeceğiz. İnsanlar, yıldızları gökyüzünde daha kolay bulabilmek amacıyla ilk çağlardan beri takımyıldız adı verilen gruplara ayırmıştır. Bu takımyıldızlara mitolojik hikaye ve karakterlere dayanan isimler vererek... Okumaya Devam et →

Astronomide Adlandırma I: Güneş Sisteminde Adlandırma ve Mitoloji

Günlük hayatımızda olduğu gibi astronomide de kullanılan birçok ismin kökeni mitolojik hikayelere dayanmaktadır. Özellikle Antik Çağ’daki adlandırmaların çoğu Yunan/Roma mitolojisine dayansa da bazılarında Sümer, Babil, Akad ve Mısır gibi uygarlıkların mitolojik hikayelerinin de izlerine rastlamak mümkündür. Bu yazımızda Güneş sistemindeki gök cisimlerinin Antik Çağ’dan beri kullanılagelen ve sonradan verilen adlarının mitolojik kökenlerinden ve hikayelerinden bahsedeceğiz.... Okumaya Devam et →

Astronomi Tarihi VI: Büyük Patlama ve Günümüz

Belçikalı fizikçi Georges Lemaître 1927 yılında yayınladığı yazısında evrenin sabit bir kütle ile genişlemekte olduğunu savunmuştur. Lemaître, spiral nebulalarda gerçekleşen Doppler kaymasının evrenin genişlediğinin bir işareti olduğunu söylemiş ve 42 adet nebulanın kızıla kayma verilerini kullanarak bu genişleme için bir hız hesaplamıştır. Bu dönemin en önemli gözlemcilerinden bir tanesi Edwin Hubble’dır. 1923 yılında Hubble, Wilson... Okumaya Devam et →

Astronomi Tarihi V: Astrofiziğin Doğuşu ve Görelilik

Astrofiziğin Yükselişi 1835 yılında Fransız filozof Auguste Comte yıldızların kompozisyonunu asla elde edilemeyecek olan bilgilere örnek olarak vermiştir. Ancak Comte’nin bu düşüncesinin aksine spektroskopinin ortaya çıkması bu bilgiye ulaşmamızı ve astrofiziğin doğuşunu sağlamaktaydı. 1802 yılında İngiliz fizikçi William Hyde Wollaston Güneş’in spektrumunu incelerken renklerin arasında siyah boşluklara rastlamış ve bunların renklerin sınırları olduğunu düşünmüştür. 1814... Okumaya Devam et →

Astronomi Tarihi IV: Aydınlanma ve Gözlem Çağı

Isaac Newton Kepler'in yasalarının fiziksel açıklamasına ancak İngiliz fizikçi ve matematikçi Isaac Newton, 1687 yılında yayınladığı Philosophiae Naturalis Principia Mathematica (Doğa Felsefesinin Matematiksel Prensipleri) ile kavuşabildi. Burada Newton evrensel kütleçekim kanunuyla birlikte hareket yasalarını tanıttı. Evrensel kütleçekim kanunu, evrendeki herhangi iki cismin birbirlerini kütlelerinin çarpımıyla doğru orantılı, birbirlerinden uzaklıklarının karesiyle ters orantılı olan bir kuvvetle... Okumaya Devam et →

Astronomi Tarihi III: Rönesans Astronomisi

Daha önceki yazılarımızda tarih öncesi çağ, Mezopotamya, Antik Yunan medeniyetlerindeki astronomi geçmişinden bahsedip Hint, Çin, İslam kültürleri ile Avrupa Orta Çağı astronomisini incelemiştik. Şimdi ise tarihteki yolculuğumuza Rönesans dönemi ile devam ediyoruz. Avrupa astronomisi, antik Yunanların astronomi seviyesine ancak Rönesans dönemi 1496’sında Georg von Peuerbach tarafından başlanan ve öğrencisi Regiomontanus tarafından tamamlanan “Batlamyus’un Almagest’inin Somut Örneği... Okumaya Devam et →

Astronomi Tarihi II: Orta Çağ Astronomisi

Yazı dizimizin ilk yazısında astronomi tarihinin gelişim sürecine ilk adımı tarih öncesi çağ buluntularından ve antik çağda astronomik çalışmalar yapan bazı medeniyetlerden bahsederek atmıştık. Bu yazımızda birçok döneme yayılan Hint ve Çin astronomi çalışmalarından bahsedecek ve İslam Dünyası ve Orta Çağ Avrupası’na geçiş yapacağız. Hindistan Hint altkıtasına ait astronomi geçmişi, M.Ö. 3000 yıllarında Güney Asya’daki... Okumaya Devam et →

Astronomi Tarihi I: Antik Astronomi

Günümüze ulaşmış bilim ve dolayısıyla astronomi bilgilerimiz, çok uzun yılların oluşturduğu kümülatif bir birikim sayesinde şu an insanlığın bilgi kütüphanesinde yer alıyor. Eğer astronomiye dair bilgilenmek ve çalışmak istiyorsak, bugün kullanacağımız bu bilgi kütüphanesinin şu anki konumuna nasıl geldiğini de öğrenmemiz gerek. Astronomi, henüz milattan önceki ilk binyılın (M.Ö. 1. milenyum) ikinci döneminde görece karmaşık,... Okumaya Devam et →

Galaksiler IV: Aktif Galaksi Türleri ve Merkezî Güç Kaynakları

Seyfert Galaksileri 1943 yılında Amerikalı gözlemsel astronom Carl Seyfert, Wilson Dağı Gözlemevinde sarmal galaksiler üzerine çalışırken günümüzde Seyfert galaksileri olarak bilinen aktif galaksi sınıfını keşfetti. Seyfert galaksileri özellikleri bakımından normal galaksiler ile en enerjik aktif galaksiler arasında konumlanan gökcisimleridir. Seyfert galaksileri yüzeysel olarak bakıldığında sıradan sarmal galaksileri andırır. Gerçekten de Seyfert’in galaktik diskindeki ve sarmal... Okumaya Devam et →

Galaksiler III: Hubble Yasası ve Aktif Galaksiler

Galaksilerin ve Galaksi Kümelerinin Hareketleri Bir galaksi kümesi içerisindeki galaksiler az çok rastgele hareket eder. Daha büyük ölçeklerde kümelerin kendilerinin de rastgele, düzensiz harekete sahip olması beklenir. Ancak gerçekte durum bu şekilde değildir. En büyük ölçeklerde, galaksiler ve galaksi kümeleri aynı şekilde çok düzenli bir harekete sahiptir. Evrensel Durgunluk 1917’de, Percival Lowell yönetiminde çalışan Amerikalı... Okumaya Devam et →

Galaksiler II: Galaksilerin Uzaydaki Dağılımı

Galaksiler uzayda düzgün dağılmış hâlde bulunmaz. Aksine, daha büyük madde yığınları hâlinde kümelenme eğilimindedirler. Bu düzensiz dağılım, onların hem görünüşlerini hem de evrimlerini belirlemeye katkı sağlar. Astronomide bir nesnenin ne kadar uzakta olduğunu bilmek o nesneyi anlamak için oldukça önemlidir. Bu yüzden gökbilimcilerin galaksilere olan uzaklıkları ölçmek için kullandıkları yöntemler de büyük önem taşır. Mesafelerin... Okumaya Devam et →

Galaksiler I: Evrenin Yapıtaşları

Görüş alanımızı tam anlamıyla kozmik ölçekte genişlettiğimiz zaman, çalışmalarımızın odağı dramatik ölçüde değişir. Gezegenler önemsiz hale gelir, yıldızlar ise yalnızca hidrojen tüketim noktaları haline ve galaksilerin adeta evrenin atomları haline geldiğini fark ederiz. Evrende bizim galaksimizin ötesinde milyonlarca galaksi barındığını biliyoruz. Her biri gaz, toz, kara madde barındıran ve kütleçekimsel olarak birbirlerine bağlı olan, geniş... Okumaya Devam et →

Takvimler III: Alternatif Takvimler

Yazı dizimizin bir önceki yazısında Gregoryen takvim ve Türklerin tarih boyu kullandığı bazı takvimlerden bahsetmiştik. Bu yazımızda ise alternatif takvimler ve kusursuz takvimin arayışından bahsedeceğiz. Alternatif Takvimler Alternatif takvimler, çağlar boyu kullanılmış ve kabul gören takvimlere alternatif olarak tasarlanmış farklı amaçlara hizmet edebilen takvimlerdir. Bu takvimler genellikle gündelik hayatta kullanmaya yönelik işlevsel takvimler olmanın yanı... Okumaya Devam et →

Takvimler II: Gregoryen Takvim ve Diğer Takvimler

Yazı dizimizin ilk yazısında takvim türleri, bilinen ilk takvim ve Gregoryen takvimin doğuşuna kadar geçen süreçten bahsetmiştik. Bu yazımızda ise günümüzde en sık kullanılan takvim olan Gregoryen takvimden ve Türklerin tarih boyu kullandıkları bazı diğer takvimlerden bahsedeceğiz. Gregoryen Takvim Jülyen takvimin yapılan yanlış hesaplamalar sonucu tropikal yılı tam olarak doğru göstermemesi ve her 4 yılda... Okumaya Devam et →

Takvimler I: Takvimin Doğuşu ve Jülyen Takvim

İnsanlar, tarih boyunca zamanın akışını kavrayabilmek için çabalamış ve bu uğurda sayısız sistem üretmiştir. Kullanılan yöntemler çağlar boyu sürekli değişmiş olsa da algılanması güç bu kavramı takip edebilmek için onu parçalara bölme fikrinin her daim geçerli olduğunu söylemek mümkündür. Zamanı gün, ay, yıl gibi belirli aralıklara bölen takvim sistemlerinin ortaya çıkışı da bu şekilde olmuştur.... Okumaya Devam et →

Dejenere Çağ: Son Yıldız Söndüğünde

Karanlık bir gökyüzüne bakıldığı zaman, astronomlar ve amatörler çıplak gözle görülebilen çok sayıda parlak yıldıza hayran kalırlar. Açık bir gecede ve minimum ışık kirliliğinde, iyi bir gözlem noktasından ortalama bir insan yaklaşık 2500 yıldız görebilir. Atalarımızda da aynı gökyüzüne bakarken kırpışan ışıklardan dolayı bizdekiyle aynı (ya da daha kuvvetli) duyguların oluştuğunu hayal etmek kolaydır. Fakat... Okumaya Devam et →

WordPress gururla sunar | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Yukarı ↑